PROF. DR. İSMAİL MİHMANLI

Prof.Dr.İsmail MİHMANLI, Prof. Dr. Ayşenur OKTAY, Prof. Dr. Tamer KAYA, Prof. Dr. Orhan OYAR

 ''MODERN TIPTA GÖRÜNTÜLEME VAZGEÇİLMEZ BİR ARAÇTIR'' Prof. Dr. Tamer KAYA Türk Radyoloji Derneği Başkanı X ışınlarının bulunduğu günden bugüne yaygın olarak kullanılan röntgen yanı sıra, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi sayesinde vücudun bütünlüğünü bozmadan vücudun derinliklerindeki tüm dokuların çok ince detayına kadar görüntülemesi sağlanabilmektedir.Modern tıpta görüntüleme vazgeçilmez bir araçtır. Radyoloji “tıbbın gören gözü” olmanın yanı sıra ve aynı zamanda” şifa sağlayan elidir”.Tıbbın gören gözü olmasına karşın, Radyoloji tıbbın görünmeyen yüzüdür. Radyologlar sağlık sektörünün gizli kahramanlarıdır. Radyoloji, teknolojiyi en çok kullanan ve bu nedenle gelişen teknoloji ile dev gibi büyüyen bir bölümdür. Radyolojide dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok önemli işler başarılmakta ancak ne yazık ki yapılan bu çalışmalar yeterince tanıtılamamaktadır. Kanserden inmeye kadar pek çok hastalık ve sorun radyolojik tetkiklerle teşhis edilmekte ve yine girişimsel radyoloji ile tedavi de edilebilmektedir. ''TÜRKİYE MR UYGULAMASI SIKLIĞINDA BİRİNCİ SIRADA'' Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD’nin “Avrupa Birliği Sağlık İstatistikleri ve Türkiye” raporuna göre Türkiye’nin manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulaması sıklığında birinci, bilgisayarlı görüntüleme (BT)’de ise Fransa’dan sonra ikinci sırada yer almaktadır. OECD’nin raporunun Türkiye’nin sıra başı olduğunu net olarak göstermektedir, son beş yılda ise ülkemiz ilk sırada yer almaktadır. Bu sonuca halkın beklentilerinin neden olduğu, sürecin bunun üzerine şekillendiği düşünülmektedir. Hastalar kendilerine görüntüleme tetkiki yapılmadığı zaman hiçbir şey yapılmadığı hissine kapılmaktadır. MR’ın zararı da, yan etkisi de yoktur. MR çektirmeden hastaneden çıkmanın yanlış olduğu hissi vardır. Vatandaşın tatmin olarak ayrılmasının tek yolu o hizmetin verilmesidir. Hekim bununla mücadele edemiyor, yani gerekmiyorsa bile, hekim istemese de vatandaşın zoruyla bu noktaya geliniyor. Sadece gerektiği zaman yapılırsa ne gibi avantajları olduğu, her şeyin MR üzerinden kurgulanmaması gerektiği, bu tetkiklerin gerekli olmadığı zaman yapılmasının hastalara bir maliyeti olduğununun anlatılması gerekir. Hastalarımız, kendilerini muayene eden doktorlarının muayeneye daha çok zaman ayırmaları durumunda bundan çok daha fazla fayda göreceklerini bilmeliler. Hızlıca MR ile sonuç vermek klinisyenler için de kolay bir çözüm oluyor. Klinik hekimlik, görüntüleme yöntemlerinin cazibesi nedeniyle ihmal ediliyor. Bunlar hiçbir klinik rahatsızlığa neden olmadığı halde fazladan gereksiz araştırmaya gidilebilmesine neden olabiliyor. Bu da hem fazla bir mali külfet getirdiği gibi, gereksiz bir sürü ameliyat ya da işlemin yapılmasına yol açabiliyor. Bu sadece bize özgü bir sorun değil, Amerika’da da özellikle kas-iskelet sistemi MR’larında bir tendon veya kas üzerinde bir görüntü sinyali çıkabiliyor ve bunun üzerine bunun ameliyat edilmesi düşüncesi ortaya çıkabiliyor. Yani, gereksiz MR’larda bir sürü gereksiz tedaviye de kapı açılmış oluyor. ''PET BT TETKİKLERİNİ RADYOLOJİ UZMANI DA RAPORLAYACAK'' Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu, PET-BT işleminin raporlama aşamasında, Nükleer Tıp ve Radyoloji uzmanlarının birlikte onaylama şartının aranmasının uygun olduğu kararını almıştır. Yaklaşık 10 yıldır kullanımda olan PET BT aygıtlarında teknolojik yenilikler gittikçe artmış ve görüntüler tüm vücudun BT görüntüleri ile birlikte verilmektedir. Bu durumda PET BT aygıtlarında elde edilen görüntülerinin radyoloji uzmanlarının tarafından görülmesi ve raporlanması, gereksiz tetkikleri önleyecek, hastaların ek radyasyon dozuna maruz kalmalarının önüne geçecek, diğer yandan ülke ekonomisine de katkıda bulunacaktır. İleri ülkelerde PET BT tetkiklerini radyoloji ve nükleer tıp uzmanları birlikte görmekte, raporlar iki imzalı olarak çıkmaktadır. Bu alanda Sağlık bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu çok yerinde bir karar almış bulunmaktadır. ''KADINLARIMIZ MEME KONTROLLERİNİ VE TARAMALARINI DÜZENLİ YAPTIRMALIDIR'' Prof. Dr. Ayşenur OKTAY Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Meme kanseri ve tarama konusunda farkındalık oluşturmak için ülkemizde de son yıllarda giderek artan ciddi çalışmalar yapılmaktadır. T.C. Sağlık Bakanlığı, 40-70 yaşlar arasındaki kadınlarımızın taranması hedefiyle, 2 yılda bir organize tarama projesi başlatmıştır. Bu konudaki çalışmalarda planlamadan eğitime ve kalite denetimine kadar tüm aşamalarda TRD destek vermektedir. Amaç daha fazla kadına yüksek kalite standartları ile ulaşılmasını sağlamaktır. Radyolojinin meme hastalıklarındaki rolü son birkaç dekatda önemli derecede genişlemiştir. Yalnızca kuşkulu lezyonların saptanmada değil, kesin tanı için görüntüleme rehberliğinde iğne biyopsileriyle minimal invaziv girişimle örnek doku almada, tedaviye yön vermede ve tedavi sonrası izlemde de radyolog önemli role sahiptir ve günümüzde meme hastalıklarıyla uğraşan multidisipliner ekibin temel bir öğesidir. Mamografi ile ilgili sık sorgulanan konulardan birisi radyasyonun kendisinin kanser yapma potansiyelidir. Hiç kuşkusuz genel olarak radyasyonla ilgili risk vardır, ancak mamografide kullanılan dozlar ihmal edilecek kadar düşük orandadır, özellikle yeni teknolojiye sahip cihazlarda bu doz çok düşüktür. Mamografinin erken tanı ile sağladığı yarar, teorik olarak hesaplanan olası zararının çok üzerindedir. Bu nedenle günümüzde halen toplum taramasında kullanılan tek yöntemdir. Meme görüntülemesinde mamografi yanı sıra kullanılan diğer yöntemler ultrasonografi ve MRG (manyetik rezonans görüntüleme)dir. Ultrasonografi genç yaş grubu kadınlarda, gebe ve emzirenlerde ve erkek hastalarda ilk seçilen yöntemdir. Mamografide yoğun meme parankim yapısı gibi değerlendirmenin güç olduğu olgularda da ultrasonografi önemli katkı sağlar. MRG ise yüksek riskli kadınlarda ve diğer yöntemlerin sınırlı kaldığı seçilmiş olgularda başvurulan yöntemdir. Meme görüntülemesi aynı zamanda çok aktif bir araştırma alanıdır. Meme kanserinin erken tanısı ve karakterizasyonuna yönelik yeni gelişen teknolojilerin katkısı yoğun şekilde araştırılmaktadır. Yakın zamanda radyolojide tartışılan önemli konu başlıklarından birisi kişiye özel taramaların geliştirilmesidir. ''ÇOCUKLARI RADYASYONDAN KORUMAK İÇİN ÇOK DAHA HASSAS DAVRANMALIYIZ'' Prof. Dr. Orhan OYAR Türk Radyoloji Derneği Görüntüleme Fiziği ve Güvenliği Çalışma Grubu Başkanı Dalga şeklinde yayılan ve adına elektromanyetik denilen radyasyonlar bir tarafında zararlı X-ışınlarından diğer tarafında radyo, televizyon ve hatta cep telefonlarının dalgalarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi oluşturmaktadır. Evlerimizde kullandığımız mikrodalga fırınlar, saç kurutma makinaları; ultraviyole, infraruj ışımalar, hatta güneş ışınları bile elektromanyetik birer radyasyon olarak sınıflandırılmaktadır. Bu elektromanyetik radyasyonların X-ışınları tarafı olan ve çarptığı atomlardan elektron kopararak iyonlaştırıcı etkiye sahip iyonizan radyasyonlar canlı varlıklar üzerinde zararlı etkilere neden olabilmektedir. İyonlaştırıcı etkiye sahip olmayan ancak içlerinde baz istasyonları, cep telefonlarının da bulunduğu non-iyonizan elektromanyetik radyasyonların da son zamanlarda yapılan çalışmalarla canlılar üzerinde zararlı etkiler yaratabileceği belirtilmekte ve kontrollü olarak kullanılmaları tavsiye edilmektedir. Radyolojide özellikle tanı amaçlı kullandığımız röntgen, mamografi, bilgisayarlı tomografi (BT) gibi cihazlar X-ışınları kullanarak görüntüler oluştururlar. Bizlerin bu şekilde elde edilmiş görüntülere bakarak tanı koymaya çalışır hastalıkları teşhis ederiz. Bu türden cihazları kullanarak görüntü elde ederken tüm hastalarımız için dikkatli olmamız bir zorunluluk olmakla birlikte çocuklarda çok daha hassas davranmalıyız. Çünkü çocukların hücreleri daha hızlı bölünüp çoğaldığından ve organları daha az farklılaştığından radyasyona erişkinlerden daha duyarlıdır. Erişkinlere verilen dozlarla yapılan çekimlerde erişkinlere göre daha yüksek organ dozlarına maruz kalırlar. Ayrıca önlerinde muhtemelen erişkinlerden daha uzun bir yaşam süresi bulunduğundan, hayatı boyunca iyonizan radyasyona bağlı istenmeyen kanser gelişim riski 2 ila 5 kez daha yüksektir. Bu nedenlerle çocukları gerek iyonizan gerekse non-iyonizan radyasyon uygulamalarından ve bunları yayan cihazlardan uzak tutmalıyız. ''EN AZ DOZ HİÇ VERİLMEYEN DOZDUR’’ Bazı durumlarda röntgen, BT gibi iyonlaştırıcı radyasyon uygulamalarını yapmak mutlak gereklilik olabilir. Böyle durumlarda, incelemeyi isteyen klinisyen ile radyoloğun bir araya gelip bu uygulamanın radyasyon riski ile tanısal yararlılığını düşünmeleri; tetkikten sağlayabilecekleri tanısal yararlılık, alınacak dozun yaratabileceği sorunların üzerinde geliyorsa böyle bir uygulamaya karar vermeleri, çekim sırasında da mümkün olabilecek en az dozla yeterli kalitede filmleri elde etmeye çalışmalıdırlar. BT çekimlerinde maruz kalınacak dozlar, röntgen çekimlerinden alınabilecek dozlardan birkaç yüz kez fazla olabileceğinden özellikle bilgisayarlı tomografi çekimlerine karar vermeden önce iki kez düşünülmelidir.
Adres : Fulya Mah. Büyükdere Cad. No: 36 Mecidiyeköy - Şişli / İstanbul Tel : +90 0212 267 35 35 / +90 530 156 76 88 Mail : bilgi@ismailmihmanli.com Web : www.alka.com.tr - www.endoanalultrason.com